"Araştırma" kategorisi kitapları.

96 yıl önce, büyük bir mücadeleyle santim santim kurtarılan bir memleketin öyküsü, duası olarak yazıldı İstiklal Marşı. Mehmet Akif Ersoy bir tarih özeti yapıyordu 10 kıtada. Üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen, bir milletin mücadele destanını hâlâ aynı etkiyle anlatan mısralardan oluşuyor Millî Marşımız. Bu kitap İstiklâl Marşı’nın temsil ettiği değerlerden psikanalizine, bir mutabakat metni oluşundan kelime kelime çözümlenmesine kadar her yönüyle ele alan makalelerin bir derlemesi olarak hazırlandı. İstiklâl Marşı adına temel edebi ve felsefi çerçeveyi sunan kaynak bir kitap… Kitapta yer alan makalelerin kıymetli yazarları şöyle: Doç. Dr. Vildan S. Coşkun, Çankırılı Ahmet Talat, Nûrî Ref’et, Sebilürreşad, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Prof. Dr. Kadir Canatan, Dr. Âlim Kahraman, D. Mehmet Doğan, Prof. Dr. Ayhan Songar, Prof. Dr. Nihat Sami Banarlı, Prof. Dr. Azmi Bilgin “İstiklâl Marşı’nın muhtevası Mehmet Akif’in zihninde, Balkan Harbi sırasında oluşmaya başlamış, muhtelif metinlerde on yıl boyunca parça parça ifade edilmiştir. Şair, “Berlin Hatıraları”nın sonunda İstiklâl Marşı’nın ilk kelimesini kullanmaya kadar vermiştir: Korkma! Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz! Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz!”


Türkiye, ülkelerindeki iç savaştan kaçan Suriyelilere kapılarını açtığında yıl 2011’di. Onlar, evlatları ve birkaç parça eşyalarıyla birlikte gelirken acılı bir hikâyenin parçalarını da taşıyorlardı. Kamplara yerleştiler, iş bulma ve yerleşik bir hayata geçebilme düşüncesiyle çeşitli şehirlere dağıldılar ve nihayet Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine ulaşmaya başladılar. Tüm bunlar son 6-7 sene içinde oldu. Ölümü göze alarak yaşam yolculuğuna çıkan binlercesi, yaşamaya erişemeden Akdeniz’in karanlık sularında kayboldu. Dünya kamuoyu ise onların hikâyesini hep başkalarından dinledi. Uzmanlara, resmi makamlara, sayılara hatta denizlerin suyuna kulak verdi de kimsenin aklına, hikâyeyi yaşayanlara sormak gelmedi. Bu kez hikâyeyi gerçek özneler anlatıyor. Savaşı, özlemeyi, korkmayı, beklemeyi, itilmeyi, hayal kırıklığını, umudu, hayatlarını sırt çantalarında, sınırlardan kaçak geçiren mültecilerden dinliyoruz. Ayşe Böhürler, onlarla birlikte Suriye’den yola çıkıp Türkiye, Yunanistan, Makedonya, Avusturya, Almanya, Hollanda, Danimarka sınırlarından geçiyor. Yeniden kurulacak bir hayat için onlarla birlikte umut ediyor, kamplarda kalıyor, evrakları tamamlamaya çalışıyor, İslamofobik saldırılarla baş etmeye çalışıyor, alfabesi farklı yeni bir dili öğreniyor ve savaşın bittiği güzel Suriye günlerini hayal ediyor. Her şey mülteciler adına değil, onlarla birlikte oluyor...